Çift ve Aile Terapisi

İlişkiler aşkın bitmesinden dolayı değil; arkadaşlığın oluşmamasından dolayı biter. Birbirine aşık olan çiftler birlikte vakit geçirerek arkadaşlık eder, birbirini tanımak için sohbet eder ve birbirlerini dinlerler. Evlilik kararı alındıktan sonra çoğu çift düğün ve ev kurmakla ilgili hayaller başlar. Hayaller planlara dönüşür. Sonra ödeme planları, çocuklar, çocukların sorunları, nasıl yetiştirilecekleri, eğitimler gibi konular konuşulmaya başlar ve çiftler artık hiç arkadaşlık etmediklerinin, gerekli konular dışında hiç sohbet etmediklerinin farkına bile varmadan bir kısır döngüye girmiş olurlar. Genellikle artık birlikte yapılan etkinlikler sadece birlikte televizyon seyretmek, televizyon karşısında sohbet etmeden yemek yemek ya da çocuklarla birlikte bir yerlere gitmek olmuştur. Baş başa yaptıkları hiçbir etkinlik kalmamıştır.

Terapiye gelen çiftlerin her biri eşinin kendisiyle ilgilenmediğinden, kendisini dinlemediğinden ve kendisini yalnız hissettiğinden yakınır. Durumu her biri kendi penceresinden anlatır. Bu konuyu aralarında konuşmayı denediklerinde konuşmanın tartışmaya döndüğünü ve bu nedenle her ikisi de bu konuda konuşmaktan kaçındıklarını dile getirirler.

Terapi sürecinde çiftler birbirlerini dinlemeyi, empati yapmayı ve anlamayı öğrenirler. Kendilerini ve birbirlerini yeniden keşfederler. Çoğu kez kendilerinin ve birbirlerinin o güne dek hiç fark etmedikleri özelliklerini fark ederler ve gene bazı taleplerinin karşılanmasının eşleri için olası olmadığını kendileri görürler. Özetle arkadaşlık yeniden başlar. Ancak bunun olabilmesi için çifti oluşturan bireylerin her ikisinin de ilişkilerini düzeltmek arzusunda olmaları gerekir. Sonuçta terapide gönüllülük esastır.

Ülkemizde çoğu çift, birinin boşanma talebine karşın diğerinin terapiye gitme talebiyle bir terapiste başvururlar. Oysa ki; genellikle boşanma talebinde bulunan taraf terapiye, son bir görevi de yerine getirerek vicdanını rahatlatmak amacıyla gelmiştir. Hal böyle olunca çift terapisinin sağlayabildiği tek şey boşanmanın gürültüsüz ya da daha az gürültüyle gerçekleşmesini sağlamak olabilir. Bu nedenle çiftlerin terapiye başvurmak konusunda geç kalmamaları şanslarını ciddi şekilde arttırır.

Aile terapisinde de durum çok farklı değildir. “Çocuklar çok konuşmaz” ya da “çocuklar çok soru sormaz” daha da kötüsü “yemekte konuşulmaz” gibi söylemlerin sıkça konuşulduğu bir toplumda aile içi ilişkilerin çıkmaza girmesi kaçınılmazdır. Çocuklar çok soru sorar. Çünkü acemisi oldukları dünyayı tanımak gereksinimindedirler. Çocuklar çok konuşur. Çünkü kendilerini anlatmak, bireysel varlıklarını kendilerine ve dünyaya göstermek gereksinimindedirler. Ebeveynlerin genelde yaptıkları ise çocukları anlamaya çalışmak ve sordukları soruları yanıtlayarak yaşama dair meraklarını gidermek yerine denetlemek, hesap sormak ve nasihat etmektir.

Aile terapisi sürecinde ebeveynler çocuklarını dinlemeyi, onlara empati yapmayı, kendilerini de onlara daha doğru şekilde ifade etmeyi ve çocuklarını birer birey olarak görmeyi öğrenirler. Anne-babalarının bu gelişimi ile çocuklar da onları dinlemeye ve anlamak için çaba harcamaya başlarlar. Doğru şekilde iletişimin başlaması sorunları çözülebilir hale getirir. Hedef, televizyon karşısında sohbetsiz yenen yemeklerin yerine  pek çok uygar toplumda gördüğümüz gibi aile bireylerinin birbirine gününün nasıl geçtiğini sorduğu aile sofralarının almasıdır.