İlişkide Vazgeçilmezlik Dinamiği

Ökseotu Vazgeçilmez Bir Aşkla Bağlıdır Ağacına

“Bir insana vazgeçilmez olduğunu hissettirdiğinizde, ilk vazgeçeceği kişi siz olursunuz.”                                                                                                   Freud

Kulağa nasıl geliyor? Biraz garip değil mi… Kadir-kıymet bilmezlik gibi sanki ilk bakışta… Acaba gerçekten öyle mi? Vazgeçememek sağlıklı bir duygu mu? Ya da kendinden vazgeçemeyen biriyle beraberlik sürdürmek sağlıklı bir durum mu?

Nelerden vazgeçemeyiz? Yaşamsal şeylerden. Ekmek, su, hava, bedenimiz, bir çocuk için anne-babası… Peki ya bir insandan vazgeçememek ne demek? Vazgeçilmez olmak ne demek? Kimler vazgeçemez; kimler vazgeçilmez olmaktan hoşlanır ve hatta vazgeçilmezlikten vazgeçemez… Çok sevmekle vazgeçememek aynı şey midir? Kimler çok sevilmeyi vazgeçilmezlik olarak algılar ya da algılama gereksinimindedir?

Bağımsızlaşma evrimini tamamlamış insan kendi kendine var olabilen insandır. Güçlüdür, vericidir, içtenliklidir, sevebilir, sevildiğini kavrayabilir. Alışverişi de sevgidir bu insanın. Sever ve sevilmeyi bekler. Eğer sevilmediğini ya da artık sevilmediğini görürse sevmekten vazgeçer. Hatta görüntüde seviliyor olsa bile eğer bu sağlıklı bir sevgi değilse gene vazgeçer bu sevdadan. Bu konuda patolojik değil ise sağlıklı hisseden, kendisi gibi seven ve sağlıklı bir sevgi arayan birini seçer sevmek için.

Duyarız, biliriz hep vardır böyle sevdalar. Çılgınca seven, onsuz bir yaşam düşünemeyen, yokluğuna katlanamayan, yokluğunda  yaşamına son vermeyi deneyen…. Nasıl sever böyle insanlar? Sevgi midir bu? Ekmeği, suyu, havayı, çocuklukta anne-babayı sever gibi sevmek… Çok sevdiğimiz anne-babamıza biz çocukluğumuzda ne vermişizdir? Ekmeğe, suya, havaya ne veririz? Yanıt ortada: Hiçbirşey! Sadece alırız. Bağımsızlaşma evrimini tamamlayamamış, kendi kendine var olamayan bireyler başka bir ağacın gövdesine köksalan ökseotu misali varolabilmek için sömüreceği birini arar, bulunca da vazgeçemez, sözde çok sever ama sevdiğine faydası ökseotunun gövdesine tutunduğu ağaca faydası kadardır. Haliyle de kendisini vazgeçilmez bulan, bağımlı olan, böylesi bir alıcı sevgiyi sağlıklı bir birey istemez. Bunu hissettiği an en hızlı şekilde vazgeçer bu sevdadan.

Bir de bu bağımlılıktan beslenenler vardır. Böyle sevilmek, vazgeçilememek, hayran kalınmak vazgeçilmezdir onlar için. Vazgeçilmezlikten vazgeçemeyen bu kişiler pek de hor görürler, beğenmezler, aşağılarlar, kötü davranır, manevi işkence ederler kendilerinden vazgeçemeyen sevgiliye. İnsanın “madem bu kadar kötü, madem bu denli beğenmiyorsun; ne diye yaşamından çıkarmıyorsun?” diye sorası gelir. İyi de kim yapar, neden yapar bu işkenceyi kendine ve bir başkasına? Çünkü bu kişiler pek güçlü görünen ama aslında kendi içinde çok küçücük, çok yetersiz, çok zavallı hisseden kişilerdir. Bir yanlarıyla bilirler değersiz olduklarını. Kendilerini başkalarının üstünden kendilerine ispatlamaya, kendilerini kendilerine beğendirmeye çalışan bu kişiler rollerinin bir parçası olarak yanlarında kendisine hayran, kendisinden vazgeçemeyen birini gezdirerek kendi şovlarını tamamlarlar. “Görün bakın ben ne kıymetli, ne vazgeçilmezim…” derler adeta dünyaya. Şow onların açısından dışarıdan iyi görünüyordur.  Eh; ökseotu gövdesine dolandığı ağacı pek şık gösterir doğrusu. Kendisi pek şık olmayan ağaçlar için bulunmaz nimettir ökseotu. Öte yandan gövdesinde bir ökseotu barındırmak da kolay iş değildir. İki katı su, iki katı mineral almak kendinle birlikte bir de sürekli sana birşey katmayan bu ökseotunu beslemek gerekir. Hiç kimse böylesi bir yükü sızlanmadan taşıyamaz. Kendisine görüntüden başka birşey katmayan bu sevdanın yükünden yorulur. Yoruldukça sinirleri yıpranır, agresifleşir, bir yanıyla firlatıp atıvermek isterken bu ağır yükünü, bir yanıyla da vazgeçemez vazgeçilmez olmaktan.

Bazen vazgeçilmezlikten vazgeçemeyen kişiler gerçekten sevildiklerini bilemez; bunun, kendilerinden vazgeçilememesi anlamına geldiğini sanırlar. Bu yanılsamalarının nedeni ise kendi gereksinimlerinin ve dolayısıyla da arayışlarının bu vazgeçilmezlik olmasıdır. Sağlıklı biri tarafından seviliyor olsa bile bunu vazgeçilmezlik olarak algılayıp sevgilisini aşağılamaya, ona ökseotu muamelesi yapmaya başlar. Göremez ki; ökseotu olmayan bu sevgilinin hayatta kalabilmek için köklerini gövdesine salacağı bir ağaca gereksinimi yoktur ve bırakır gider. Bazen de aşağılanmaktan, eziyet görmekten yorgun düşen ökseotu kendisine tutunacak bir başka ağaç gövdesi bulur da bırakır giderse ağacını. Vazgeçilmezliğe aşık ağaç kabullenemez kendisinden vazgeçilmiş olmasını. Çoğu kez sırf vazgeçen olabilmek için yalvar yakar geri kazanmaya çalışır ökseotunu. Kazanınca da silkeler atar genelde.

İşte ökseotu ile ağaç gövdesi misali bir patolojik örtüşmedir vazgeçemeyenle vazgeçilmezin bağı…

Bağımsız insanlar nefes almayı sever gibi değil; mis kokulu bir parfümü sever gibi severler birlerini ve ekşi ekşi kokmaya başlarsa vazgeçebilirler, bırakabilirler artık eskisi gibi mis kokulu olmayan parfümü ve bilirler ki; kendileri de bırakılabilir ekşi ekşi kokmaya başlarsa…

Psk. Elif Y. Çavuşoğlu

(Terapist)